Hatırla Sevgili dizisinin senaryo yazarı Nilgün Öneş’le di
16/7/2007 · Kategori: Soylesi
|
| 16/07/2007 Unuttuğumuz bir şeyler var Ulaş Emre / Çağdaş Günerbüyük Hatırla Sevgili dizisinin senaryo yazarı Nilgün Öneş’le diziler, televizyon, tarihi anlatma üzerine konuştuk... Demokrat Parti iktidarı dönemini anlatan bir dizi olarak başlayan Hatırla Sevgili, 68 dönemi gençlik hareketine de bolca yer veren bir dizi olarak sezonu bitirmişti. Yakın tarihi hakkını vererek anlatma çabası dizinin ilk göze çarpan yanı. 70’li yıllara yaklaşan dizi, önümüzdeki yayın döneminde de öyküye kaldığı yerden devam edecek ve 12 Eylül 1980 darbesine kadar gelecek. Çok sayıda izleyicinin ilgisini döneme çekmeyi başaran ve tartışmalar da açan Hatırla Sevgili, aslında yoğun bir çabanın ürünü. Bu çabanın kamera önünde olmayan sahiplerinden biri dizinin senaristi Nilgün Öneş. Öneş, Hatırla Sevgili sayesinde gençlerin o döneme dair kitaplar okumaya yöneldiklerini görünce memnun oluyor. Öneş’le Hatırla Sevgili’den yola çıkarak televizyon üzerine bir söyleşi yaptık. Yakın tarihi anlatan başka diziler de olmuştu televizyonda. Ancak siz gerçekten yaşanmış olaylara da yer veren bir dizi yazıyorsunuz. Neden böyle bir şey yapmaya gerek duydunuz? Bizim aslında hem gerçek karakterlerle, hem kurgu karakterlerle bir hikayemiz var. Gerçek karakterler kendi hikayelerini sürdürüyorlar bildiğimiz tarih içinde, Adnan Menderesler, Deniz Gezmişler, bildiğimiz hikayeler. Diğeriyse doğrudan tarihi karakterlerimizle ilişkide olan bizim kurgu karakterlerimiz. Öyle olması, bize hem daha inandırıcı hem de daha değerli geldi açıkçası. Çok zor bir iş oldu. Bir yandan tarihi okumak zorundayız. Gerçi danışmanlarımız var, onların çok yardımı oldu ama o tarihi olayların içine bizim kendi hikayemizi yerleştirmek bayağı bir zahmetli oldu. Ama bence işin en büyük keyfi de ordan çıktı. Olayı hem gerçek kılmak, hem de unutulmuş bir şeyi hatırlatmak. Yani unuttuğumuz bir şeyler var. Zaten dizinin adı da ordan geliyor: Hatırla Sevgili. Benim yaşımdaki insanların hatırladığı şeyler bunlar. Ama unuttuk gibi görünüyor. Ve genç kuşağın hiç bilmediğini fark ettik. “Biz Başbakan mı asmışız” diyenler oldu! Bu anlamda bir faydası olsun diye de düşündük açıkçası. Oyuncuların çoğu gençlerdan oluşuyor tabii. O dönemi yaşamamışlar. Onlar nasıl öğreniyorlar, nasıl hazırlanıyorlar? Birçoğu dönemi anlatan kitapları okudu, belgeselleri izledi. Onlar çok heyecanlıydı. O dönemki insanların vücut dili, mimikleri çok farklıydı, en çok onun sıkıntısını çektiklerini söylediler. Orada da daha yaşını başını almış oyuncular sanıyorum onlara yardım etti. Tabii çok eksiğimiz var. Zamansızlıktan iyi yapamadığımız, hem senaryodan, hem kurgulamadan eksiklerimiz var. Elimizden gelen bu şimdilik. Oyuncuları nasıl seçtiğinizi merak ediyoruz. Özellikle Deniz Gezmiş’i canlandıran oyuncuyu... Deniz Gezmiş bizim için çok önemli. Çok aradık onu. Bulana kadar da hikayeyi biraz geciktirdik. Biraz oyalandık. Çünkü çok önemli bir karakter. Bir sürü insanın yakından tanıdığı ve çok sevdiği biri. Sonunda birini bulduk. Onu çok beğendiler. Arkadaşların tepkileri bizim için önemliydi. Ağlayanlar olmuş. Heyecanlanmışlar. Sadece onun vücut dilini ve tavrını eleştirdiler, onunla ilgili uyarılar yaptılar. Oyuncu geldi danışmanlarla görüştü. “Deniz böyle derdi, elini böyle kaldırırdı” diye anlattılar. Çok güzel oldu. Yazın da biraz hazırlanacak. Tepkiler genelde olumlu. Eleştiriler alıyoruz tabii, eleştiriler olmalı. Hem bizim kendimizi düzeltmemiz açısından, hem de bir daha bu iş tekrarlanırsa, bunları gözetebilirler artık. Bizim eksiklerimizi yapmazlar. İzleyicilerin tepkileri nasıl? Özellikle genç kuşaktan, şu anda üniversite öğrencisi olan kuşaktan çok olumlu tepkiler aldık. Hepsi, diziyi kaçırmadan izlediklerini ve o döneme ait kitapları okumaya başladıklarını söylediler. Bir kuaförde çalışan manikürcü kız bir arkadaşıma söylemiş. Nihat Behram’ın Darağacında Üç Fidan kitabını almış. Merak etmişler, daha geniş bilgilenme istemişler. Bu da iyi bir şey. Ben açıkçası gençlerin bu kadar ilgileneceğinden kuşkulanıyordum, başka şeylerle ilgilenirler diye düşünüyordum. Kim izler diyorduk. O dönemi yaşamış olanlar, daha önceki dönemi yaşamış olanlar, politikayla ilgilenen insanlar izler diye düşünüyorduk. Ama beklemediğimiz kesimlerden ilgilenenler ve sevenler oldu. Siz başlarken hikayenin buralara geleceğini öngörüyor muydunuz? Tabii, biz 12 Eylül’e kadar geleceğiz. 68-72 arası epey uzadı, çünkü çok olaylı bir dönem. Gelecek sezon ilk 13 bölümü de kaplayacak, idamlara kadar. Sonra da 12 Eylül’ü ve sonuçlarını göreceğiz. Onun da sonuçları ağır tabii. Orada bitireceğiz. 39 bölüm yapmayı düşünüyoruz. Gelecek sene kesin bitecek. Yoksa işin büyüsü kaçıyor. Ben dizi tuttu diye uzatmayı sevmiyorum. Taylan Özgür’e yer vermek istemişsiniz ama olmamış diye haberler çıktı. Hayır, yer alacak o. Çünkü o Deniz Gezmiş’i çok etkilemiş biridir. Hatta onun yanına gömülmek istemiş. Şimdi tam oralara geldik. Dönemin gençlik önderlerinin, bilinen karakterlerinin hepsini kullanmamız biraz zor tabii. Mesela Harun Karadeniz’in sadece ismini geçirdik, kendisi görünmedi. O çok daha farklı bir şey, belgesel gibi bir şey olurdu. Biz yalnız ana karakterleri kullanmaya çalıştık. Ama biraz yarı belgesel havası var dizinin. Tarihe tam bağlı kalmaya çalışıyorsunuz, arada gerçek görüntüler kullanıyorsunuz... Tabii tabii. Mesela Vedat Demircioğlu’nun cenazesini çektik bayağı. Elimizden geldiği kadar yapıyoruz. Çünkü o çok zor bir şey. Şimdi bütün sokaklar değişmiş, çevre değişmiş. O meydanlar yok artık. O yüzden o yürüyüşleri canlandırmak çok zordu. Bu nedenle gerçek görüntüleri kullanarak, siyah beyazdan renkliye geçerek bir şeyler yapmaya çalıştık. Zordu ama biz olabilecek olanları yapmaya çalıştık. Aklımıza takılan bir şey daha var. Mesela Vedat Demircioğlu’nun camdan atılışını biz göremedik, biraz eksiklik oldu gibi. Ya da Defne gözaltına alınmıştı, çıktığında içeride dayak yediğini anladık. Dayak, işkence, ölüm gibi sahneleri özellikle mi göstermiyorsunuz? Evet, televizyon olduğu için. Aslında Vedat Demircioğlu’nun düşüşü çok dramatik bir şeydi ama kan göründüğü zaman bile oraları kamufle etmek zorunda kalıyoruz. Aslında, onu yurt önünden sürükleyerek üniversite kapısına getirmişler ve yolda bir kan izi olmuş. Bunlar gösterilebilirdi belki ama o kadarı biraz fazla. Gençlerin dizinizden sonra dönemi okumaya yöneldiğini söylediniz. Sizce televizyon böyle bir işlevi ne kadar üstlenebilir? Televizyon çok önemli bir araç bence. Düşünün bir karakter ölüyor, onun cenaze namazını kılıyorlar. O kadar insanlar etkileniyor ki, gerçek zannediyorlar artık. Bu durumda işi yapanlara, yazanlara, çekenlere, bana sorarsanız biraz sorumluluk düşüyor. Oralarda dikkatli davranılması gerekiyor. Asla sansür demiyorum, buna tamamen karşıyım. Ama sahiden özellikle genç kuşağın birçok şeyden düşünemeyeceğiniz kadar çok etkilendiğini görüyoruz. Hrant Dink’in ölümü nedeniyle dönüp baktığımız bir gençlik kesimi var. birçok şeyden etkilenmiş onlar. Öyleyse televizyonda daha dikkatli işler yapmamız gerekiyor. Kışkırtmaktan uzak, belki birbirimizi anlamaya yönelik. Bu önemli bir şey, birbirimizi anlamaya çalışmamız çok önemli. Ama bu çok zor. Televizyonun şimdiki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz, içeriden bir göz olarak? Televizyonun şimdiki durumundan memnun değilim açıkçası. Ben İkinci Bahar’da da çalıştım. Biz onu 45 dakika yazardık, şimdi 90 dakika yazıyoruz. Her hafta bir sinema filmi yazıyoruz aslında. O 90 dakika içinde ne yazan, ne çeken, ne oyuncular, kimseden çok mükemmel bir şey beklemek mümkün değil artık. Birçok şeyin elimizden kaçtığı kesin. Ama bu bizim tercihimiz değil. Ben yine 45 dakika yazmak istiyorum. Bana göre komedi dizileri 20 dakikayla sınırlandırılmalı. Ama bu işi, reklamcılar, yapımcılar ve televizyoncuların oturup çözmesi gerekiyor. Daha kaliteli, daha düzgün bir televizyon görmek istiyorsak, bunun şartları kesinlikle bugün yaşadığımız şartlar değil. Siz birilerinin evine giriyorsunuz ve para vermiyorlar size gelmeniz için. Onun için çok özenli çalışılması gerekli. Ama bunun bir sonu gelecek. Şimdi saat 20.00’de başlıyor diziler, en az 80 dakikalık iki dizi, reklamlarla birlikte saat 01.00’e doğru bitiyor. Bu çok manyakça bir şey. Olmaması gerekir. Onun yerine 45 dakikalık düzgün çalışılmış işler konsa bence daha iyi. Ama benim istememle olmuyor. Son bir soru: Ahmet’le Yasemin kavuşamayacak mı? Birçok seyirciye göre çok uzadı. En çok aldığımız mail, “Artık kavuşsunlar” diyor, “Yaşlanmadan olsun bu”. İzleyicinin isteği onların bir an önce kavuşması. Biz de çok uzatmayacağız. (İstanbul/EVRENSEL) Danışmanlar yardımcı oluyor Danışmanlarımız var dediniz. Senaryoyu nasıl bir yöntemle hazırlıyorsunuz? Ben senaryoyu yazıyorum. Sonra onlara yolluyorum. Onlar bazı şeylerin belli tarihte geçmesinde ısrarlılar. Öyle kritik noktalar var ki... Örneğin gençlik hareketlerinin bölünmesi, örgütlerin kuruluşu. Onu bir hafta önce kullanırsak, Fikir Kulüpleri Federasyonu dememiz lazım, bir hafta sonra kullanırsak Dev Genç dememiz lazım. Bunları hatırlatıyorlar bize. Benim önümde iki ansiklopedi var, biri Sosyalist Kültür Ansiklopedisi, diğeri Cumhuriyet Tarihi Ansiklopedisi, ordan belli bir akış yazıyorum. Ben bunları kullanacağım diyorum, onlar onu zenginleştiriyorlar. Yaşanmış anılarla, daha az bilinen olaylarla... Daha canlı, daha sıcak oluyor böylece. Danışmanların böyle bir faydasını gördük. Danışmanlarınız kimler? 60 döneminde, Can Dündar, Yılmaz Karakoyunlu ve Ferhat Kentel’di. Şimdi onlara 68 kuşağı eklendi. Fahri Aral, Mustafa İlker Gürkan, Mustafa Yalçıner, Mümtazer Türköne eklendi. Böylece bayağı kalabalık bir danışman kadromuz oldu. |
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
Arkadaşına Gönder!

